Osmanlı Devlet Arşivleri - Şer'iyye Sicilleri Nedir?

Kadıların verdikleri i’lam ve hüccetlerle birlikte görevleri gereği tuttukları çeşitli kayıtları ihtivâ eden defterlere şer’iyye sicilleri denir . Ayrıca bu defterlere kadı defteri , mahkeme defteri ve zabt-ı vekâyi sicilleri de denir .

ŞER’İYYE SİCİLLERİNİN ESKİ TÜRK KÜLTÜRÜ AÇISINDAN ARZETTİĞİ ÖNEM

1-Genel Tarih Açısından : Osmanlı tarihinin kaynakları arasında şer’iyye sicillerinin biricin derecede önemli olduğuna şüphe yoktur .
Kadıların devlet merkezi ile yaptıkları resmî yazışmaları , halkın şikayet ve dilekçelerini, mahallî idarelere ait hukukî düzenlemeler olarak kabul edilen ferman ve hükümleri, en önemlisi de ait olduğu mahallin sosyal ve iktisadî hayatını yansıtan mahkeme kararlarını ihtiva eden bu siciller incelenmeden, Osmanlı Devleti’nin siyasî, idarî ve sosyal tarihini hakkıyla ortaya koymak mümkün değildir .

Sicillerin her konuda tarihe temel kaynak olacağına şüphe bulunmamakla birlikte özellikle şehir tarihleri ve mahallî hayata ait ilmî araştırmaların birinci derecede kaynağı şer’iyye sicilleridir . Mahallî bir tarihin doğru yazılabilmesi için fertlerle fertler, fertlerle devlet arasındaki bütün önemli olayların kaydedildiği şer’iyye sicillerinin incelenmesi ilmî bir zarurettir .
Sicillerin genel tarihe katkıları, önemli tarihî olayların i tarihî şahsiyetlerin, mahallî adlarının ve önemli tarihî müesseselerin bütün ayrıntılarıyla doğru olarak tespitinde birinci derecede önem arz edecektir .
Ayrıca Şeyhülislamlar , Kazaskerler ve Sadrazamlar gibi büyük devlet adamlarının hayat hikayelerini bütün ayrıntıları ile ortaya çıkarabilmek için sicillere müracaat etmek gerekir. Zira sicillerde kimin nereye tayin edildiği, hangi tarihte, hangi vasıfla, nasıl bir devlet hizmeti ifa ettiği mutlaka kaydedilmektedir.
Şer’iyye sicilleri, bütün Osmanlı ülkesinin yer isimlerini tespitte ve hatta mahalle isimlerinin bile tespit edilmesinde mühim bir kaynaktır .

HUKUK TARİHİMİZ AÇISINDAN ÖNEMİ

Şer’iyye sicillerinin incelenip gün yüzüne çıkarılması hukuk tarihimiz açısından çok önemlidir. Çünkü her konuda olduğu gibi, eski hukukumuz hakkında da birbirini tutmayan çelişkili görüşler mevcuttur. Bu çelişkili görüşler arasından doğruyu tespit edecek yine şer’iyye sicilleridir.
Şer’iyye sicillerinde hukukun bütün dallarıyla alakalı olarak şer’î hükümlere uygun bir şekilde verilmiş mahkeme kararları mevcuttur.
1-Özel Hukuk Açısından : a- Şahsın hukuku ile ilgili kararlardan, Osmanlı hukukunda gerçek ve tüzel kişilerin bilindiğini, ehliyet, gaiplik, şahsî haklar ve benzeri konulara dair şer’î hükümlerin aynen uygulandığını anlamaktayız.
b-Aile hukuku ile ilgili kararlar ve sicil kayıtlarından eski Türk aile yapısını, nişanlanma, evlenme ve benzeri müesseselerin nasıl işlediğini, tamamen erkeğe ait gibi sanılan boşama hakkının kadın tarafından da nasıl kullanıldığını, şiddetli geçimsizliğin kadına evlenmeyi sona erdirme hakkını verdiğini, karı-koca arasındaki mal ayrılığı rejimini, karı-kocanın çocuklar üzerindeki hak ve vazifelerini, mehir olarak hangi eşyaların verildiğini ve tarihin muhtelif devirlerinde bir Türk ailesinde hangi şeylerin önem arz ettiğini öğrenebiliriz .
c- Miras hukukuna ilişkin kayıtların çoğunluğunu miras sözleşmeleri ( teharüc ) ve tereke taksimleri teşkil etmektedir .
d- Eşya, borçlar ve ticaret hukukuna ait kararlar iç içedir. Eşya hukuku ile ilgili kararlardan mülkiyet hakkının, din, dil ve ırk farkı gözetmeksizin bütün fertlere belli şartlar altında tanınmıştır. Borçlar hukuku ile ilgili kararlardan faiz muamelesine benzeyen muamelelerin kabul edilmediğini ve akitlerde karşılıklı rıza beyanının esas kabul edildiğini öğreniyoruz .
e- Devletler hususî hukuku alanında ahval-i şahsiye ve ibadet konuları dışında zımmîlere de kendi rızalarıyla İslam hukukunun esaslarının uygulandığını, başta aile ve miras hukuku olmak üzere kendi dinleri gereği olan konularda kendi hukuklarının tatbik edildiğini, mesela evlenme akdini icrası, boşanma ve terekenin taksimi gibi hususlarda tamamen din serbestliği bulunduğunu görüyoruz. İçki içme gibi hususî olan bazı konular dışında ceza hukuk alanında, eşya, borçlar ve ticaret hukuku sahalarında Müslüman-gayri müslim ayrımı yapılmadığını görüyoruz.

2-Kamu Hukuku Açısından : Şer’iyye sicillerinin hukuk tarihi açısından asıl önemi kamu hukuku alanında kendini göstermektedir .
a- Ceza hukuku ile ilgili kararlardan Osmanlı Devleti’nin bu konuda İslam hukukunun hükümlerini aynen uyguladığını anlıyoruz. Bilindiği gibi İslam hukukunda suç ve cezalar üç ana gruba ayrılmaktadır . Birincisi : Kur’an ve hadiste açık olarak miktarı ve vasıfları tayin edilen had cezalarıdır. Bunlar iffete iftira, hırsızlık, yol kesme, zina ve içki içme suç ve cezalarıdır. Şartlar oluştuğu hallerde Osmanlı Devleti’nin bu suçlara dair cezaları aynen uyguladığını şer’iyye sicilleri göstermektedir. İkincisi : Şahsa karşı işlenen cürmlerdir. Bunlar hakkında şer’î hükümlerin öngördüğü kısas, 470 yıllık zaman dilimi, içinde hiç aksatılmadan aynen uygulandığını ve katilin veya maktulün dinine, diline ve ırkına itibar edilmediğini yine şer’iyye sicillerinden öğreniyoruz . Üçüncüsü : Zikredilenlerin dışında kalan suçlar ve bunların cezalarıdır. İslam ve Osmanlı hukukunda bunlara tazir ve siyaset cezaları denmektedir.
Şer’iyye sicillerinde tıpkı İslam hukukunda olduğu gibi, en çok müracaat edilen ispat vasıtası şahitlik veya davalının ikrarıdır. Yine şer’iyye sicillerinden Osmanlı hukukunda, ceza ve hukuk usulü ayrımı yapılmadığını, ancak ceza davalarında genel esaslar dışında bazı farklı usullerin uygulandığını görüyoruz. Mesela şüpheden sanığın yararlanması veya şahitlerin bazı davalarda çok sıkı soruşturulması ve sayılarını iki katına çıkarılması bunlara misaldir.
Kısaca şer’iyye sicilleri tetkik edilmeden Osmanlı hukuku hakkında, hatta bir yerde İslam hukuk hakkında yapılan her araştırma eksik olur. Bu arada şer’iyye sicilleri örfi hukuk açısından da değerli bir kaynaktır.

İKTİSÂT TARİHİ AÇISINDAN ÖNEMİ

Her şer’iyye sicili bulunduğu yerin iktisâdî hayatına dair orijinal tarih vesikalarıdır. XV. ila XX. asır aralarında Türk halkının ve özellikle de Anadolu halkının hayat ve geçim tarzı, memlekete dışarıdan giren ve yine memleketten dışarı çıkan, yani ithalat ve ihracat konusu olan eşya, Anadolu halkının yetiştirdiği tarım ürünleri, imâl ettiği sanayi ma’mulleri, Anadolu’da mevcut olan san’at ve meslek çeşitleri, halktan toplanan vergiler, devletin memurlarına ödediği tahsisâtlar, hukuk ve ceza davalarındaki tazminatların miktarı ve cinsi, para arzı ve çeşitleri, enflasyon ve devalüasyonun gerçek mânâda tarihî seyri ve kısaca hem makro hem de mikro iktisada dair bütün mevzular, doğru olarak ve yerli yerinde ancak şer’iyye sicillerindeki kaynaklardan öğrenilebilir.
Osmanlı tarihine bakılacak olursa eldeki kaynaklar, daha çok Osmanlı tarihindeki olaylar ile önemli rütbe ve memuriyetlerde bulunan kişilerin ön planda olduğu görülür. Halbuki şer’iyye sicillerinde gerekli inceleme yapıldığı zaman Kayseri’nin herhangi bir köyündeki herhangi bir kişinin hayatına dair önemli ipuçları elde edilebilir. Böylece Osmanlı insanı ve devleti daha iyi anlaşılabilir kanaatindeyiz.

ASKERİ AÇIDAN ÖNEMİ

Şer’iyye sicilleri askerî açıdan önemli bilgiler ihtivâ etmektedir. Osmanlı ordusu sefere çıktığı zaman hem Anadolu hem de Rumeli’de bulunan beylerbeyi ve sancak beylerine yazılı emirler gönderir ve ordunun ihtiyacı olan gıda maddeleri, gemi, at, kürekçi, araba, cephane ve benzerî ihtiyaçların karşılanması amacıyla kadılara da yazılı emirler gönderirdi. Gönderilen bu yazılı emirlerin içinde, savaşın kime ve hangi sebeple yazıldığı izâh edilir ve konuyla ilgili Şeyhülislam fetvası hatırlatılarak halkın savaşın zaruretine inanmaları temin edilirdi. Kısaca XV. yüzyıldan sonraki harp tarihimizi, bütün tafsilatıyla şer’iyye sicillerinin genellikle sonlarında yer alan ve kadılara hitaben yazılan yazılı emirlerde bulmak mümkündür. Örneğin III. Mehmed’in Macaristan ve Avusturya seferine çıkabilmek için Anadolu’dan nasıl asker topladığı ve Eflak isyanı ile zorlaşan bunalımlı dönemde savaşla ilgili olarak halka ne gibi yazılı emirler gönderdiği, Bursa şer’iyye sicilleri esas alınarak ortaya konabilir. Gerçekten şer’iyye sicilleri, askerî hareketleri bütün ayrıntılarıyla aydınlatmak, ordunun teşkilât ve durumunu göstermek bakımından vak’anüvislerde ve diğer kaynaklarda ispatlanmayan birçok tafsilâtlı bilgiyi içermektedir.

ŞER’İYYE SİCİLLERİNİN TARİFİ, İHTİVA ETTİĞİ BELGE ÇEŞİTLERİ VE HUKUKİ DEĞERİ

1.MAHDAR, SİCİL VE SAKK-I ŞER’İ KAVRAMLARI
Şer’iyye sicilleriyle ilgili üç temel mefhumun bilinmesi gerekir. Bunlardan birincisi mahdar kavramıdır. Sözlük anlamı huzur ve hazır olmak demektir. Terim olarak iki anlamı vardır. Birincisi; hukuki dava ile ilgili yani, tarafların iddialarını, delillerini içeren ancak kadının kararına esas teşkil etmeyen yazılı beyanlardır. İkincisi; herhangi bir mesele hakkında düzenlenen yazılı belgenin içeriğinin doğruluğunu onaylamak için, belgenin altında, mecliste hazır bulunan ve meseleye vakıf olan başta subaşı, çavuş ve muhzır gibi şahısların beyanlarına ve imzalarına mahdar denir.
İkinci temel kavram sicildir. Sözlük anlamı; okumak, kaydetmek olan bu kelime terim olarak; insanlarla ilgili bütün hukuki olayları, kadıların verdikleri karar suretlerini, hüccetleri ve yargıyı ilgilendiren çeşitli yazılı kayıtları içeren belgeye şer’iyye sicilleri, kadı defterleri, mahkeme defterleri veya sicillat defteri anlamına gelmektedir. Şer’i mahkemeler tarafından verilen her çeşit i’lâm, hüccet veya şer’i evrak aslına uygun olarak bu deftere kaydedilir. Şer’iyye sicillerinde yazı genellikle ta’lik kırmasıdır, kağıt çok sağlam ve parlak, mürekkepleri de bugün bile parlaklığını muhafaza eder.
Bütün şer’iyye sicillerinin başında genellikle dili Arapça olan dibace yani giriş kısmı vardır. Burada şer’i hükümlere ve bunları bildiren Allah ve Peygambere saygı arz edilmekte daha sonra sicili tutan kadının ismi, ûnvanı ve göreve başlama tarihi kaydedilmektedir. Kadının görevi bittikten sonra bu defteri bizzat kendisi veya emini vasıtasıyla halefi olan kadıya teslim edilmektedir.
Tanzimat’tan sonra her sahada meydana gelen değişikliklerden şer’iyye sicilleri de nasibini almıştır. Sicillerin ilk sayfasından başlanarak sayfa numarası koyma, evrakı sicile kaydedenin kayıtta özel mührünün olması, satır aralarına bir şey ilave etmeme, edilirse de kadı tasdik edip mühürlemeli gibi değişiklikler meydana gelmiştir.
Şer’iyye sicilleri üzerine yapılan araştırmalara göre, her çeşit yazılı kayıtlar belli bir usule göre düzenlenmekte ve sicile kaydedilmektedir. Bu usule sakk-ı şer’i usulü denir. Sakk sözlükte; berat, hüccet, tapu tezkeresi gibi yazılı belge manalarını ifade eder. Terim olarak ise; şer’i mahkemelerin sicile kaydettiği veya yazılı olarak tarafların eline verdiği her çeşit belgenin düzenlenmesinde ve yazılmasında takip edilen yazım usulüne veya bu çeşit yazılı belgelere sakk-ı şer’i denir. Başta i’lâm ve hüccetler olmak üzere bütün kayıtların düzeni ve yazım şekillerini açıklayan numuneler yazılarak sakk kitapları oluşturulmuş ve şer’iyye sicillerindeki nizam meselleri düzenli ve sağlam temeller üzerine oturtulmuştur.

2- ŞER’İYYE SİCİLLERİNDEKİ BELGE ÇEŞİTLERİ
Şer’iyye sicillerindeki belge çeşitleri iki gruba ayrılır .Birincisi : Bizzat kadılar tarafından yazılanlardır ki şer’iyye sicillerinin % doksanını içerir . Hüccet, i’lâm, ma’rûzlar, mürâseleler ve diğer belgeler olmak üzere beş kısımdır .

Hüccetler ( Senedât-ı Şer’iyye ) ve Özellikleri
Genel Olarak Tarifi ve Özellikleri : Hüccet sözlük anlamı olarak delil ve bir fiilin sabit olduğuna vesile olan şey demektir . ( Delil , senet , vesika vb )
Osmanlı hukuk terminolojisinde ise hüccetin iki manası vardır .Birincisi : Şahitlik, ikrar , yemin veya yeminden nükul gibi bir davayı ispat eden hukukî delillere denir .
İkincisi : Şer’iyye sicillerindeki manasıdır. Kadının hükmünü ( kararını ) ihtiva etmeyen, taraflardan birinin ikrarını ve diğerinin bu ikrarı tasdikini hâvi bulunan ve üst tarafında bunu düzenleyen kadının mühür ve imzasını taşıyan yazılı belgeye hüccet denir.
Tanzimattan sonra hüccet yerine senet tabiri kullanılmıştır. Şer’î hüccetlere senedat-ı şer’iyye denmiştir .
Bir mahkemenin hüccet tanzim edip ilgilinin eline vermesi ve bir suretini de sicil defterine kaydetmesi demek , o konuda , bazı istisnaî durumların dışında hukukî çekişmenin vâki olmayacağı ve olsa da mahkemenin hücceti elinde bulunduranın lehine karar vereceği manasını taşır.
Hüccetlerin i’lamlardan farkı, hüccetlerde herhangi bir kararın bulunmaması ve sadece şer’î mahkemenin günümüzdeki noterler gibi, hukukî durumu olduğu gibi zabt ü rabt altına almalarıdır. Ancak bazen hüccetlerin hüküm sayılabilecek şekilde düzenlendiğini de görüyoruz .
Taraflara verilen hüccetlerin bir örneği mutlaka sicil defterine kaydedilir . Hüccet metinlerinin ortak özellikleri şunlardır : a- Taraflara verilen hüccetlerin üst tarafında hücceti veren kadının imzası ve mührü mutlaka bulunur. Halbuki sicil defterlerindeki hüccetlerin başında bulunmaz. Sicillerde kadıların imza ve mühürleri, sadece sicilin baş tarafında veya kadının başladığı tarihin baş kısmında kaydedilir. Göreve başlama tarihi de yazılır . b- Tarafların adı ve adresleri her türlü şüpheyi ortadan kaldıracak şekilde açıklanır. c- Hüccetin konusunu teşkil eden mal veya hak, bütün tafsilatıyla tanıtılır. d- Hukukî muamelenin şekli, şartları ve varsa teslim ve tesellüm işlemleri beyan edilir. e- İkrarda bulunan kişi konuyu bir daha dava etmeyeceğini teyid eder. Lehine ikrar yapılan taraf da ikrar beyanını tasdik edince , talep üzerine durumun sicile kaydedildiği zikredilir. f- Her muamelede olduğu gibi hüccetlerin sonunda da tarih, yıl, ay, gün ve bazen de günün belli bir dilimi mutlaka zikredilir ve bu kısım Arapça yazılır. g- Hüccetin altında mutlaka Şühûdü’l-hâl “durumun şahitleri ” veya şuhûd-ı muhzır başlığı ile hukukî muameleye şahit olanların isimleri ve ünvanları kaydedilir.
Hüccetlerde alım-satım, kira, nafaka, vekalet, vasiyet, kefalet, şehadet, ferağ ( kat’î veya şartlı ), borç, hibe, rüşdün isbatı, nezir, keşif, sulh, irsaliye vs. konularda hüccetler bulunmaktadır .
Hüccet Çeşitleri : Sulh hücceti, ikrar hücceti, satış hücceti, kira hücceti, vasiyet hücceti, vekalet hücceti, feregat hücceti .
Hüccetler içinde nev’î şahsına münhasır bir hüccet çeşidi de vakfiyelerdir.
Vakfiye, vakıf hükmî şahsiyetinin tüzüğü mesâbesinde olan ve ferazi bir dava sonucu şer’î mahkeme tarafından tasdik edilen yazılı belgelere denir .
Hücceti Zahriye : Resmî belgelerin arkasına yazılan veya konan ve yine resmî olan beyanlar ve emirler manasındadır.

İ’LAMLAR VE ÖZELLİKLERİ

a) Tarifi ve Tanzimi :
Çoğu araştırmacılar tarafından karıştırılan önemli belge çeşididir. İ’lâm sözlükte bildirmek manasındadır. Terim olarak; şer’i bir hükmü ve altında kararı veren kadının imza ve hükmünü taşıyan belgeye i’lâm denir. Her i’lâm belgesi davacının iddiasını, dayandığı delilleri, davalının cevabını ve itirazı varsa itirazının sebeplerini, son kısımda da verilen kararı ve kararın gerekçelerini içerir.
İ’lam belgelerini diğer şer’iyye kayıtlarından ayıran en önemli özellik hakimin verdiği kararı ihtiva etmesidir. Kadının kararını içeren her belge i’lâmdır. Ancak örfi anlamda altında kadının imza ve mührünün bulunduğu her belgeye hükmü ihtiva etsin etmesin i’lâm denilir. Bu nedenle Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki birçok ma’rûzlar i’lâm diye kayda geçirilmiştir.
Kadı, yargılamayı tamamladıktan sonra dava dosyasını esas alarak şer’i hükümlere göre kararını verir. Verdiği kararları önce taraflara sözlü olarak bildirir. Daha sonra verilen kararın gerekçelerini de içeren bir i’lâm hazırlar, hem davalıya hem de davacıya birer suretini takdim eder. Bir suretini de sicile kaydeder. Şer’iyye mahkemelerinde bir davanın seyrine ait bütün kayıtların geçirildiği dava tutanakları anlamına gelen zabıt cerideleri tutulur. Zabıt ceridesinde yazılı bulunan dava tutanağı esas alınarak i’lâm müsveddesi hazırlanır. Kadının inceleyerek “yazıla” kaydını düşmesinden sonra i’lâm kaleme alınır. Zabıt katibi tarafından incelenerek paraf edilir. Kadının son kez incelemesiyle i’lâm sicile kaydedilir.
1296/1878 tarihli Talimat-ı seniyye ile daha önce mevcut olan ancak yazılı hale getirilmemiş esaslar yazılı hale getirilmiştir.1878 tarihinden önce yazılan i’lâmlar ile bu tarihten sonra yazılanlar arasında üslûp, ifade ve şekil açısından bir fark yoktur.

b) Özellikleri ve Çeşitleri :
Şer’i mahkemelerde düzenlenen bir i’lâmda şu özelliklerin bulunması gerekir.
· Kadının imza ve mührü, hüccetlerin tam tersine i’lâmlarda alt tarafta yer alır. İmza kadının kendi eliyle yazdığı ismi ve künyesinden ibarettir. Mühür ise Kadının kendi ve babasının ismini bazen de kısa bir dua cümlesini içerir.
· Tarafların ve dava yerinin formüle ediliş ifadelerle tanıtılması gerekir.
· Davacının iddiasını yani dava konusunu içerir.
· Davalının cevabını ve itirazlarını içerir.
· Kararın gerekçeleri demek olan delilleri içerir.
· Kadının kararını içerir.
· Tarih Arapça, ya yazıyla yada bugünkü tarih atma şekillerine benzer bir şekilde yazılır.
İ’lâmlar da hüccetlerde olduğu gibi sonda Şühûdü’l-hâl başlığı altında şahitler listesinin verilmesi şart değildir. İspat vasıtası şahitlik ise i’lâmın içinde veya sonunda şahitlerin ismi yazılabilir.
İ’lâmlar konularına göre iffete iftira, içki içme, zina yapma gibi çeşitlere ayrılırlar. Yine konularına göre kefalet, zina, evlenme ve boşanma i’lâmları gibi isimler alırlar.

MARUZ
Şer’iyye sicillerinde hüccet ve i’lamlardan farklı olarak ve genellikle ifade ve şekil itibariyle i’lamlarla karıştırıla gelen bir belge çeşidi de ma’rûzlardır . Ma’rûz kelime anlamı itibariyle arz edilen şey demektir . Terim olarak ise biri asıl diğeri tâli olmak üzere iki manası mevcuttur . Tâli manası : İ’lamların birçoğu icra makamlarına hitaben yazılarak onlara arz edildiğinden i’lamlara da ma’rûz adı verilebilmektedir . Çoğu i’lam ” Ma’rûz-ı Dâi-i Devlet-i Aliyyeleridir ki ” diye başlar . Ma’rûzun farklı bir belge olarak asıl manası şudur : Kadı tarafından kaleme alındığı halde kadının kararını ihtiva etmeyen ve hüccet gibi hukukî bir durumun tespiti açısından yazılı delil olarak kabul edilemeyen ve sadece kadının icra makamlarına idari bir durumu arzettiği yazılı kayıtlara veya halkın icra makamlarına yahut kadıya hitaben yazdığı şikayet dilekçelerine denir . Kısaca astın üste yazdığı bir isteği veya bir durumu hâvi yazılı belge ve kayıtlardır . Buna ma’rûz dendiği gibi arîza veya arz da denir ve genellikle çoğulu olan ma’rûzat kullanılır .
Kadı tarafından kaleme alınan ma’rûzların bazen ma’rûz diye kaydedilen i’lamlardan farkı , bunların kadının kararını ihtiva etmemesidir . Ma’rûzların sonu ” Devletin yüce makamına arz ve i’lam olundu ” diye bitmektedir . Belgenin içinde i’lam kelimesinin geçmesi bunun i’lam olduğunu göstermez .

MÜRÂSELELER
Kadılar yukarıda zikredilen belgeler dışında da bazı resmî yazışmalarda bulunabilirler. Mesela merkezden gelen bir ferman veya buyrultu üzerine , herhangi bir sanığın yakalanması için o mahallenin kethüdasına resmî bir yazı yazabilirler . Yahut tayin edildikleri kadılık görevini yine resmî bir yazı ile herhangi bir naibe devredebilirler . İşte şer’iyye sicillerinde yer alan ve kadının kendisine denk veya daha aşağı rütbedeki şahıs yahut makamlara hitaben kaleme aldığı yazılı belgelere mürâsele denir .

BAŞKA MAKAMLARDAN GÖNDERİLEN BELGELER
Şer’iyye sicillerindeki belgeler sadece kadılar tarafından yazılan belgelerden ibaret değildir . Kadılar bulundukları bölgenin yürütme görevini de ifâ ederlerdi . Merkezî idareden beylerbeyine , eyalete , sancağa ve kazaya gönderilen emirlerin bazı askerî kısımları hariç tamamen kadılara gönderilirdi ve kadılar bunları kaydederdi . Bu emirler , tayin beratları , fermanlar , buyrultular ve diğer hükümlerdir .

BAŞKA MAKAMLARDAN SÂDIR OLAN VE SİCİLE KAYDEDİLEN BELGELER
Şer’iyye sicillerindeki kayıtlar sadece kadılar tarafından kaleme alınan belgeler değildir. Kadılar şer’iyye sicillerine kendisine Padişah tarafından gönderilen fermanları, beratları ve benzeri emirleri Sadrazam, Beylerbeyi ve Kazaskerlerden gelen buyrultular ile ilgili devlet teşkilatlarından kendisine gönderilen diğer yazılı belgeleri kaydederlerdi. Bu belgelere bakacak olursak:
A) Padişahtan Gelen Emir ve Fermanlar :
Padişahtan gelen emir ve fermanları iki ana grupta toplayabiliriz; Birincisi, Padişahın kendisine İslam hukuku tarafından tanınan içi boş yasama yetkisine dayanarak veya icra kuvvetinin başı olarak kaleme aldığı şer’iyye sicillerinde ” evâmir ve ferâmîn ” diye zikredilen hükümlerdir. Ayrıca bu kayıtlar için ayrı defter tutulur, bu tutulmazsa diğer kayıtlardan ayırmak için ya ters yazılır ya da sicillerin başına veya ortasına evâmir ve ferâmîn yazılırdı. İkincisi ise, yine Padişahtan sâdır olan ancak birinci gruptaki gibi umûmî değil husûsî şahısları ilgilendiren ve vazife tevcihi, tımar tefvizi, ticaret beratı ve benzeri konulara ilişkin olarak kaleme alınan ferman, berat ve nişanlardır.
B) Sadrazam, Beylerbeyi ve Kazaskerden Gelen Buyrultular :
Osmanlı Devleti’nde Padişahtan sonra şer’î ve kanunî hükümler icra ve takip ile görevli olan makam, Padişahın bir nevi mutlak vekili bulunan sadrazamlardır. Sadrazamlar bazen gerekli gördükleri durumlarda Padişahın emrine binaen bazı durumları kadılara hatırlatabilirlerdi. İşte şer’iyye sicillerindeki kayıtlardan biri de Sadrazam tarafından kadılara gönderilen buyrultulardır. Aslında buyrultu Sadrazam, Kaptan-ı derya, Vezir, Beylerbeyi ve Kazasker gibi devler erkânının yazılı emirlerine denir.

ŞER’İYYE SİCİLLERİNİN HUKUKİ AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
Bu konuyu şer’iyye sicilleri mahkemede delil olarak kullanılabilir mi? Sorusuyla izâh ederek açıklayabiliriz . Meseleye eski ve yeni hukukumuz açısından bakacak olursak ; eski hukukumuz olan İslam hukukunda, yazılı deliller kesin delil olarak kabul edilemezdi. Mecelle’de bu konuda “yalnız hat ve hatem ile amel olunmaz ” tabiri geçmektedir. Bunun sebebi olarak da sahtekarlık ve belgelerde tahrifatlar olabileceği gösterilmiştir. Mecelle’ye göre kesin delillere misal olarak iki tane belge olabilir. Bunlardan birincisi padişah beratları ve tapu tahrir defterlerindeki kayıtlardır. Çünkü bunlar tahriften uzaktır. İkincisi ise; şer’iyye sicilleridir. Ancak bu konuda iki görüş vardır. Birinci görüş; eğer şer’iyye sicillerinde tahrif söz konusu değilse kesin delil olarak kabul edilir. Eğer tahrif ve sahtekarlık şüphesi varsa o zaman bu belgenin içindeki bilgilerin doğruluğuna şahit istenir. İkinci görüş ise 1879 tarihinden önceki şer’iyye sicilleri ile amel olunmaz. Bu tarihten sonrakilerde ise tahrif ve sahtekarlık şüphesi olmayanlar ile amel edilebilir. Çünkü 1879’dan sonrakiler için özel bir takım usuller getirilmiştir.
Yeni hukukumuz açısından ise medenî kanunun yürürlüğe girdiği tarih yani 4 Ekim 1926 tarihinden önceki belgeler o zamanki hukuka göre değerlendirmeye tabi olacak.

Kaynak : http://os-ar.com